ABRAHAMOVİÇ

Mayıs 23, 2008 by admin 

CÜZZAMLIMIYIZ NE?

Son yılların modasına ben de uydum ve sörf yapayım dedim internette, biraz serinlerim diye :)

Bu işaret de kmk yaptım anlamına geliomş.

Sörf neyin yapmaz olaydım. Bir haber kanımı dondurdu. Güya dünyanın en zengin adamlarından Rus Abramoviç KKTC’ de yatırım yapacakmış!

Vay anam sen misin?

Güney Kıbrıs’taki vampirler telaş içinde harekete geçmiş, araştırmışlar ve sonunda zengin ağabeyimizin basın sözcüsü John Man bunun külliyen yalan olduğunu açıklamış! “ Abramoviç’in, KKTC’de tatil köyü ve Türkiye’de inşaat yapacağı ya da mülk edineceği yalan”.

Kıç kadar Güney Kıbrıs’ta fırtınalar kopuyor da bizim Dışişleri ağzını açmıyor, anlamış değilim.

Bir an, AB üyesi diğer ülkelerin yakın zamanda yediği naneleri hatırladım da size de hatırlatayım dedim.

AB’nin fikir babası Fransa, Cezayir’de katlettiği Müslümanları unutarak yedikleri haltları tarihçilere bıraktı da, Ermeni Soykırımını meclisindeki dangalaklara onaylattı.

AB’nin diğer kurucusu Almanya, önce federal mecliste Ermeni Soykırımını tanıdı sonra da yeni göçmen kanunuyla bir zamanlar törenlerle karşıladıkları en büyük göçmen gurubuna sağ elinin işaret parmağını salladı.

Brüksel zaman içinde hem AB’nin başkenti hem de terör örgütlerinin başkenti oldu. Hani “eş başkan” kavramı var ya bu da eş başkent yani.

Karşı kıyıdaki ebedi(!) dostumuz Yunanistan da Türkiye aleyhine çalışan yasa dışı örgütler için cennet oluvermiş.

Lozan’da Fatih kaymakamına bağlanan papaz, yurtdışı gezilerine çift başlı kartal (Bizans) armalı uçakla gidip, AB ve ABD’de kırmızı halılarla “ekümenik” olarak karşılanmış. Papaza, sen Türkiye’deki Rumların din işleriyle uğraş denmiş. Ne laf, adam dünya Ortodokslarının efendisi gibi dört bir yana metropolit atayıp duruyor.

Diğer tarafta, Her yıl 24 Nisan yaklaşırken Türkiye’yi yönetenleri bir panik basar. Çünkü bu tarih, sözde Ermeni soykırımının ABD’de yoğun olarak yer aldığı ve Beyaz Saray sakinlerinin Türkiye’den bir şeyler koparması için mükemmel bir fırsat. Herkes bilir ki; ABD’de Ermeni lobisinden çok daha güçlü bir Yahudi lobisi var. Türkiye, iftiraları bertaraf etmek için, İsrail parametreli dünya çapındaki şirketlere ihale verip, ABD’deki Yahudi lobilerine nakit para ödeyerek, bizzat tuzak sahiplerinin Türkiye’nin parası ile Türkiye’nin altını oymayı sürdürmesini seyreder. Bu sefer ne olduysa 24 Nisanı da bekleyemediler. Yani yıllardır ABD’deki lobicilik oyunu yalan olmuş.

Sultan II. Beyazıt, 15. yüzyılın sonlarında, İspanya ve Portekiz’den kovulan Yahudileri, yağlı kazıklarda ve kızgın taşlarda ölümlerden kurtararak Osmanlı ülkesine kabul etmişti. Günümüzde, Yahudi ırkının yüz yıllar boyu kültürel ve dini haklarıyla huzur içinde yaşamasını sağlamanın vefa borcunu, ABD’deki en etkili Yahudi lobisi ADL -Türkçe açımı İftira-İnkârla Mücadele Birliği- 1915 olaylarını soykırım olarak niteleyip, bize soykırımcı iftirası ve etiketini yapıştırarak ödedi. Hem de Türklerin Yahudilere karşı tarihin her döneminde gösterdiği hoşgörü ve konukseverliğin hatırasını görmezden gelerek.

Devamında hükümet, Ankara Başkonsolosu Avivi’ye sert çıkınca, Cumhurbaşkanı Peres “bak şu haylazlara” deyip bir daha böyle yaramazlık olmayacağına dair söz vermiş. İftira Ve İnkârla Mücadeleciler, Türklere attığı iftiradan U dönüşü yapıp konuyu “tarihçilere bırakma” kararı almış.

Yıllardır ABD ile içeriği aziz milletimizden sır gibi saklanan bir stratejinin ortağı ve AB’nin doğal parçası olduk. Sonuç elma şekeri gibi. Yalayıp şekeri bitirince elimizde sapı kalmış. Bu işbirliğinin sonunda şeker hep onlara, sap da bize düşmüş.

Kuşaktan kuşağa tarihi komşularımız Rusya’nın “komünizm”, İran’ın da “şeriat” ihraç edeceği masalıyla uyutulduk.
Hiç düşündünüz mü:
“Ilımlı İslam” projesini kulağımıza üfleyenleri…
Dinler arası diyalog masalını ve Türkiye’deki maşalarını…
Türk ve dost maskelilerin gerçek niyetlerini…

Fransız edebiyatçı Andre Gide’ nin, bizdeki “al atını… ” diye başlayan atasözüne benzer, bir kelamı var, çok beğenirim.

“insan kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret etmedikçe, yeni okyanuslar keşfedemez.”

Artık bunu dillendirmenin ve zamanı geldi de geçiyor. Tarihe bakıp kim olduğumuzu ve şimdi ne durumda olduğumuzu anlayamaz ve bunu genç kuşaklara anlatamazsak, siyasi rüşvetlerle “asaletten sefalete” yolculuğumuz tüm hızıyla devam edecek. Osmanlıyı tarih sahnesinden tasfiye eden bu oyunun yakın zamanda Türkiye Cumhuriyetini de aynı akıbete götüreceğinden şüpheniz olmasın.

Bizi yönetenlerin “kulağına küpe olması” dileğiyle, 1996’ da bir suikast sonucu şehit edilen Cahar Dudayev’i rahmetle anarken, tarihe geçen sözünü hatırlatmakta fayda görüyorum:

“Unutulmasın ki; Türkiye hem Türk dünyasının, hem de İslâm âleminin ümit ışığıdır. Bu ışığın sönmesi hem İslâm âleminin, hem de Türk dünyasının karanlığa gömülmesi demektir.”

Comments

Feel free to leave a comment...
and oh, if you want a pic to show with your comment, go get a gravatar!