ÇAĞDAŞ EĞİTİMİN ARABESK NAMELERİ

Mayıs 23, 2008 by admin 

ÇAĞDAŞ EĞİTİMİN ARABESK NAMELERİ

Bilim adamları, askerler, mühendisler, mimarlar, politikacılar, doktorlar, eczacılar, ekonomistler, işletmeciler, yargı mensupları… Devlet çarkının düzenli dönmesi için isimleri listelerde uzayan çalışma grupları için nitelikli insanlar eğitmek ve yetiştirmek gerekli. Bunun için güçlü bir öğretmen ordusuna ve ülke çıkarlarına hizmet eden, dünya gerçeklerine entegre olmuş bir milli eğitim politikasına ihtiyaç var. Yani bir ülkenin hayat kaynağı aslında öğretmen. Büyük önder Atatürk, askeri başarısını siyasal alanda taçlandırarak Osmanlı’nın küllerinden yeni bir Türk devleti kurdu. Yeni Türk Alfabesi ve medrese yerine batı modeli eğitim sistemiyle Milli eğitime devrimleriyle vurgu yaptı.
Günümüz milli eğitimi ise gerçekçi hedefi olmayan uygulamalar nedeniyle içler acısı bir durumda. Uygulamalarına öğretmenlerin ve her kademedeki çalışanların karşı çıkması cabası.
2005 Mart’ında eğitim kurumlarına müdür yardımcılığı için sınav yapıldı. Sınavda 20 dilbilgisi, 15 tarih, 15 kamu yönetimi, 15 genel kültür, 35 milli eğitim mevzuatı sorusu vardı. Uzmanlık gerektiren sorular nedeniyle Türkçe ve tarih öğretmenleri avantajlıydı. Kıymeti kendinden menkul sınavın sorularından bazıları:
• 17 şubat 1923 İzmir iktisat kongresinde benimsenen temel düşünce hangisidir?
• Türk tasavvuf edebiyatının kurucusu, ilk Türk mutasavvıfı kimdir?
• Türkiye’ye özgü olan Köyceğiz-Fethiye kıyı şeridinde yetişen ve öz suyundan parfüm elde edilen ağaç türünün adı?
• Ege Denizi’nde koy iken Büyük Menderes nehrinin alüvyonlar taşıyarak oluşturduğu gölün adı?
• Kanunların ruhu adlı eseriyle demokrasinin düşünsel temelinin gelişmesine katkıda bulunan siyaset filozofu kimdir?

Hâl böyle olunca yeterli not alanlar % 2 de kaldı. Milli Eğitim bakanı, sınavda öğretmenleri başarısız buldu. Türk Eğitim Sen genel başkanı Şuayip Özcan başarısızlığın öğretmenlere değil bakanlığa ait olduğunu söyleyince, bakanlık 3 milyar TL manevi tazminat davası açtı. Mahkeme “Demokratik ülkelerde idareciler, yaptıklarının eleştirilmesine tahammül etmek zorundadır. Aksine bir anlayış kişilerin yönetimi eleştirmekten korkar hale gelmesine neden olur ” gerekçesiyle davayı reddetti.
Bu noktada milli eğitim sistemini yanlış personel politikalarının arızalandırdığı görüldü. Öğretmen yetiştiren eğitim fakültesi mezunlarının diplomasında öğretmenlik ibaresi açık ama 40 YTL ödeyerek öğretmenlik sınavına giriyorlar. Üniversiteyi birincilikle bitirenler dahi kamu personeli sınavını kazanamıyor. Dolayısıyla üniversitede büyük yatırım yapılan gençler heba ediliyor. Oysa asker, polis ve doktorlar devlet memuru olacakları halde böyle bir sınava girmiyorlar.
Atanmayı bekleyen öğretmen adayları dururken kadrolar bu yıl 18 bin sözleşmeli öğretmenle dolduruldu. Geçici görevlendirilenlerin bir bölümü öğretmenlik, bir bölümü de farklı bölüm mezunları. Su ürünleri, ziraat, işletme vs bunlardan bazıları. Öğrenciler sınavlarda başarısız olunca ( hatta 0 çekince ) bakanlık suçu öğretmenlere yüklüyor. Öğretmen olmayanlar zoraki öğretmen yapılırsa başarı ancak bu olur. “Öğretmenleri başarısız” bulan bakan, farkında olmadan kendi politikalarının yanlışlığını vurguluyor. Biliyoruz ki “taşı kuşa atan sapandır”. Asıl sorgulanması gereken de bu, öğretmenler değil. Yanlışlık, KPSS’ de yeterli not alamayanların yerine, öğretmenlik eğitimi almayanları istihdam etmek. Edilen kârın ise, semt pazarında ucuz mal için yapılan kıyasıya pazarlıkta kazanılandan öte olmadığı çok net.
Peki suç öğretmendeyse şimdi sormak lazım:

• Eğer öğretmen ihtiyacı varsa neden uygun branşlardaki eğitim fakültesi mezunları atanmıyor?
• Eğer KPSS sınavında başarılı olmayan aday öğretmenler memurluğa layık değilse neden 300 YTL ücretle sözleşmeli olarak çalıştırılıyor?
• Eğer öğretmenlik mezunları öğretmen olamayacaksa eğitim fakültelerinin anlamı ne?
• Türlü nedenlerle öğretmen atanamıyorsa yeni açılan okullar ne için?

Öğretmenliği gözden düşürüp, saygınlığını kaybettirecek, hatta aynı okulda görev yapanlar arasında husumet yaratacak bir başka uygulama ise “Öğretmen Kariyer Sınavı”. Öğretmenler; uzman ve baş öğretmen olarak ayrılacak. Kasım ayında yapılan sınavda %30 Türkçe, %20 genel kültür, %40 Pedagojik formasyon, % 10 milli eğitim mevzuatı soruldu. Eğitim camiasına, kalite yerine çekişme getirecek bu sınav yapılmamalıydı. Branş değerlendirmesi olmayacaksa öğretmenler neyin “UZMAN”ı, neyin “BAŞ”ı olacak. Asıl gümbürtü yeni öğretim yılında kopacak. Bakalım aşağıdaki soruları cevaplandıracak bilgili bir ilgili var mı?

• Veliler kayıt zamanı uzman mı, sıradan mı yoksa başöğretmen mi tercih edecek?
• Uzman ve baş öğretmenler kimlerin çocuklarını eğitecek?
• Kariyerli öğretmenler ile sıradan öğretmenler (!) farklı müfredat mı işleyecek?
• Eğer aynı bilgi öğretilecekse kariyer ayrımının anlamı ne?
• Aynı işi yapanların farklı ücret almaları ilgili yasalardaki eşitlik ilkesine uygun mu?

Milli Eğitim Bakanlığı bu uygulamanın öğretmenlere verdiği rahatsızlığı göz ardı ediyor. Oysa kamu hizmeti silgisiz resim çizme sanatıdır. Silgin kaleminden çabuk bitiyorsa, yanlış yapıyorsun demektir. Öğretmenleri resmeden kalem aynı ama kaçıncı silgi bittiği meçhul……..
İçinde bulunduğu karmaşaya rağmen öğretmenlerimiz takdir edileceğine kamuoyu önünde günah keçisi yapılarak, sorumsuzca hedef tahtası haline getiriliyor. Gazeteci Gülay Göktürk BUGÜN gazetesindeki köşesinde bakın neler yazmış öğretmenler ve öğretmenlik hakkında:
“ … Milli Eğitim Bakanlığı son derece isabetli bir kararla, Öğretmen Kariyer Sınavı adıyla bir sınav yapma kararı aldı. Amaç, öğretmenliğe kalite getirmek. …Her yıl ÖSS’den binlerce öğrenci 0 çekiyor, binlerce lise birincisi barajı aşamıyor, biz dönüp de öğretmenlerimize, “Bu ne rezalet, öğretmeyi bilmiyorsanız orada ne arıyorsunuz” diye sormuyoruz. Asıl 0 çekenin öğrenciler değil öğretmenler olduğunu göz ardı ediyoruz. Tek yaptığımız, öğretmenliği herhangi bir meslek olmaktan çıkarıp kutsallaştırmak ve dokunulmaz kılmak… Öğretmen böyle kutsal olunca, iyi öğretmen olmak için çabalamasına hiç gerek kalmıyor. Öyle ya, “Kutsal”ın performansını ölçmek kimin haddine!”
Bilmeden, araştırmadan, masa başında ancak böyle bir makale yazılabilir. İnsan yetiştirme sanatını sıradan meslek olarak görmek, kutsiyetini ölçmek kimsenin haddi değil! Kutsallık ölçüsü nedir, kimler kutsal? Bilim adamları, doktorlar, hakimler, din adamları, rektörler veya gazeteciler mi? Bunlardan hangisi öğretmen süzgecinden geçmedi? Hangi insan var ki öğretmen tezgahında şekillenmemiş olsun? Ölçü öyle ayarlanmalı ki, konuştuklarınız sizi yetiştirenleri, bugüne ulaştıranları üzmesin, yaralamasın.
Öğretmenlerle ilgili yazmak istiyorsanız işte size malzeme. Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmen sağlık merkezlerini, sağlık bakanlığına devretti . Öğretmen hastalanınca, boş dersinde Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı sağlık merkezlerine gidip ilaç yazdırıyor ve tam teşekküllü hastanelere sevk alıyordu. İşlemler hızlı bir şekilde tamamlanıp okullarda eğitim-öğretim aksamıyordu. Şimdi ise öğretmenler, sağlık ocaklarında ilaç yazdırmak ve sevk almak için saatlerce kuyruklarda bekliyor. Öğrencilerse boş geçen derslerde öğretmenini…..

Comments

Feel free to leave a comment...
and oh, if you want a pic to show with your comment, go get a gravatar!