ESKİ BİR MİSYONERLİK OYUNU VE ÇAĞDAŞ SONUÇLARI

Mayıs 23, 2008 by admin 

ESKİ BİR MİSYONERLİK OYUNU VE ÇAĞDAŞ SONUÇLARI

Kim ne derse desin, Amerikalı yeni yerleşimciler, Kızılderili yerlilere açık ve sistemli bir soykırım uyguladı. Hem de hiç adil olmayan vahşi bir teknikle kökünü kazıdılar adeta. Gelişmiş dünyanın gözleri önünde olup bitenlere rağmen katledilen cemaatin hiçbir önde geleni, lideri veya sözcüsü ortaya çıkıp da “Oturan Boğacılık” oynamadı. Çünkü geçmişte yaşanan acı gerçekleri kurcalayıp, kimin haklı kimin haksız olduğu yarışının milletlere ve ülkelere faydadan çok zarar getireceğinin bilincindeler. Bu nedenledir ki; tek millet olma hiç şansı olmayan ABD’de, Amerikalılık bilincini yerleştirme çabaları sürüyor. Bu uzak ülkede yaşayanlar toplama bir bilgisayar gibi. Çinlisi, Portekizlisi, İspanyolu, İtalyanı, Fransızı, birbiriyle ortak noktaları sadece küçük bir nokta kadar olanlar, bir arada, Amerikalı. O uzak diyarlarda, insanlar İspanyol asıllı Amerikalı ya da İtalyan asıllı Amerikalı. Adı üzerinde Amerika Birleşik Devletleri. Yani değişik parçaları bir araya getirilmiş bütünün oluşturduğu kocaman bir yap-boz gibi.
BALIK BEYİNLİ OMURGASIZLAR

Türklük şuurundan yoksun ucubelerin ithal ettiği bu bilinçle, Türkiyelilik gibi garip bir olgu pompalanmaya başlandı. Obez bir insana “0” beden elbise giydirme çabasıyla eşdeğerdir, bu. Kim olduğunu bilmeyen, aklı kavram kargaşasından paslanmış özürlü beyinlerin boşa çırpınışları bunlar. Avrupa ve Amerika’da zemin bulan her olgunun ülkemizde de aynı taleple yer tutacağını düşünen zavallıların çalışmalarıdır. Türkiye’de durum farklı. Aklına kim soktu bilinmez ama, Recep Tayyip Erdoğan’ın da talihsiz bir şekilde dillendirdiği gibi Türkiyeli değiliz. Biz Türk’üz. Tıpkı Fransa’da yaşayan Fransızların da, Cezayirlilerin de Fransalı değil de Fransız olduğu gibi. Ancak, Türkiye’de dikkat çeken önemli bir konu var ki; AB hormonlu bazı Türk(-iyeli!) aydınlar yazılı ve görsel medyada sürekli şura kökenli Türk vatandaşı, bura kökenli Türk vatandaşı diye işliyorlar. Amaç kök bilinci uyandırmak. İçeride kamplaşma yaratıp, küçük parçacıklar arasında kısmen dostluk, kısmen husumet yaratmak. Belki ilerde literatüre İzmir, Kastamonu, Sinop, Erzurum, Ağrı, Hatay, Çankırı, Bursa kökenli Türk vatandaşlarını da ekleyecekler. Bu zamane mandacılarının kimlerin değirmenine su taşıdığı az çok bilinmekte ve Türk Milleti artık bu iblislerin oyunlarını yemiyor.
Kirli ellerin Türkiye üzerindeki emelleri bitmek tükenmek bilmiyor. Ekonomik ve siyasi çıkarlarının sürekliliği için ülkemizde karışıklık ve kendilerine bağımlılık yaratma peşindeler. Avrupalı dostlarımız (!) ve stratejik müttefikimiz (hangi stratejinin müttefikiysek) her yıl nisan ayında “sözde soykırım iddialarını” temcit pilavı gibi pişirip pişirip önümüze getiriyorlar. Türkiye ne yapıyor? ABD kongresinden soykırım yasa tasarısı geçmesin diye adamlara milyon dolarlar ödeyip, lobicilik oynuyor. Hükümet, Fransa’yı “sözde Ermeni soykırımı”nı inkara hapis cezası öngören yasayı kabul etti diye ihalelerden dışlıyor. Türkiye ile ticareti var diye aklınca yaptırım uyguluyor. Peki, sözde soykırımı parlamentolarında kabul eden Arjantin, Kanada, Uruguay gibi ülkelere ne gibi yaptırımlar uygulanıyor? Soykırımı tanıyan Almanya, Belçika, İsveç, İsviçre, Rusya’ya neden yaptırım uygulanmıyor? Fransa’yı hükümet ihalelerinin dışına iten zihniyet hangi mantıkla Türk Telekomun % 55’ini, soykırımı ilk tanıyan ülkelerden Lübnan ve İtalyan konsorsiyumuna pazarlıyor.

Dün kurtla bir olup kuzuyu yiyenler, şimdi çobanla bir olup kuzuya ağlıyor!

Artık, Türkiye’nin Ermeni meselesine bakış açısını değiştirmesi gerekli. Çünkü İngiltere, Fransa ve Rusya bilinçli olarak içimize bu fitneyi soktu. Türk Ermenileri Gregoryen mezhebindendir. Avrupa devletlerinin Osmanlıyı tasfiye politikasının bütün hızıyla ve kararlılığıyla devam ettiği dönemde Fransız misyonerler Katolikliği, İngilizler de Protestanlığı yaydılar. İşte Türk tarihinde Ermeni meselesinin miladı ve uluslararası platforma taşınmasının nedeni bu olgudur. Türklere soykırım lekesini sürenlere, söyleyecek sözümüz de, gösterecek belgemiz de çoktur, ama nafile. Çünkü egemen güçler bu meselenin çözümsüz kalmasından yana. Yani dün kurtla bir olup kuzuyu yiyenler, şimdi çobanla bir olup kuzuya ağlıyorlar.
Sonuç olarak; kim ne kadar insan kesti, kesmedi türünden sidik yarışını bırakmak lazım. Çünkü Türkiye de, Ermenistan da rüzgara karşı işiyorlar. Bu durum da tamamen Avrupa ülkelerine yarıyor. Bir taraftan Türkiye lobicilik uğruna her yıl milyon dolar ödüyor, diğer taraftan Ermenistan hala aç. Eğer yeni bir açılım olmazsa devran böyle dönecek. Tarihçiler belge toplayıp nafile çalışmalara devam ededursun eğer devletin maaşlı strateji uzmanları varsa onlar da bir zahmet yeni açılımlara kafa yorsunlar.

Comments

Feel free to leave a comment...
and oh, if you want a pic to show with your comment, go get a gravatar!