MAYIN TARLASINDA VALS

Mayıs 23, 2008 by admin 

MAYIN TARLASINDA VALS

Hafta sonu çoğunluğu üniversite öğrencisi , bıyık-sakal, saç ve giyimleriyle Avrupai esintiler taşıyan gençler, ilginç Türkçeleriyle, Türkiye’nin AB sürecini tartışıyorlardı,bir tv kanalında. Engin ve yüce fikirlerini dile getiren ateşli gençlerimiz Türkiye’nin iyi tanıtılmadığından yakınıyordu. Ömür sayacı dünyadan bihaber ileri atan gençlerimiz endişelenmesin. Avrupa, sosyete değimiyle “birinci millenium” yani 1000’li yıllardan beri iyi tanır Türkleri.
İngiliz Dominyon Bakanlığı’na göre Osmanlı, İslam bayraktarlığı yapmasaydı İslamiyet bugün Arabistan’a sıkışmış bir çöl dini olmaktan öte değildi. Amerikalı siyaset bilimci Samuel Huntington “Uygarlıklar Çatışması” adlı tezinde Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra doğuda Avrupa’ya karşı saf olarak Çin, İslam ülkeleri ve Türkiye’yi gösteriyor. Sevr’in gerekçesinin Türklerin Avrupa ve Anadolu’dan silinmesinin bir insanlık borcu olduğunu savunan ırkçılar da yok değil.
Avrupalılar geçmişte Türkleri böyle tanıyorlardı ve bugün de değişen çok şey yok. Gümrük birliği anlaşmasından sonra zaten imtiyazlı ortak olan Türkiye’ye, Fransız ve Alman parlamenterler şuursuzca imtiyazlı ortaklık için diretiyor. Siyasi değil ama ticari ortak yani. Yakın zamana kadar veba mikrobuna benzetilen Türkler 90’lı yıllarda daralan Avrupa iç piyasasını rahatlatmak için, lüks tüketime yatkın 70 milyonu aşkın nüfusuyla ticari ortak oldu hem de ekonomik açıdan kendi dinamiklerini zayıflatmasına rağmen. 2000’li yıllara gelince üstü kapalı bir şekilde nüfus, kültür , tarih ve din açısından tam üye olamazsınız denildi önce ve sonra da tam üye olabilirsiniz ama en az 10-15 yıl alır tarzında kazı çevirmeye başladılar, yanmasın diye. O da, belki. Çünkü görüşmelerin ucu açık. Yani 15 yıl sonra Türkiye’ye ihtiyaç kalmaz da “çizdim, oynamıyorum” dinebilir. Tıpkı soğuk savaş sonrası Sovyetler Birliği dağılınca, dirsek çevirdikleri gibi.
Türkiye’de yıllardır süren ama önemsenmeyen, dahası Avrupa ülkelerinin alenen desteklediği terör, 11 Eylülde ABD’de, sonrada Avrupa başkentlerinde daha önce yaşanmamışçasına gerçekleşince demokratik-laik yapılı Müslüman Türkiye bir anda dikkatleri çekti ve diğer İslam ülkelerine model gösterildi. İlginin asıl nedeni Türkiye’nin teolojik ve yönetim şekli mi ? Asla. Çünkü Yer altı kaynakları henüz sömürülmemiş ve orta doğuyu besleyen su kaynaklarının başındaki Türkiye gerçeği var ortada. Ama Türkiye’nin fazla palazlanmaması, daima muhtaç kalması onlar için çok önemli.
Hafızanızı zorlayın biraz: 20yy. başlarında Arap milliyetçiliğini körükleyip Sina yarımadasını Türklerden koparan ve her petrol kuyusunun başına kukla bir devlet kurup, başına Türkleri kalleşçe arkadan vuran çöl eşkıyalarını sultan yapanlar bu emperyalist ülkeler değil mi? 90 yıl önce Sevr’i dayatıp, Türkiye’yi parçalama planları “Kuvayi Milliye” duvarına toslayan bunlar değil mi? Türkiye’de etnik bölücülüğü körükleyen, sırasında şeriatçıları, sırasında bölücüleri açıkça destekleyenler de AB ülkeleri değil mi? Ulusal çıkarları söz konusu olduğunda demokrasi elbisesini giyip, üzerine insan hakları aksesuarlarını takıştıranlar, insan onurunu ayaklar altına alıp milletlerin değer yargılarını dejenere edenler, “böl – parçala - yönet” politikası bunların değil mi? Peki olup bitenler “piranha dolu bir havuz”un yanında durduğumuzu anlamak için yeterli değil mi? O halde AB ile çelişki ve çekincelerle dolu, sonu belirsiz ve ne pahasına olduğu bilinmeyen bir süreci devam ettirmenin mantığı ne?
Kendimizi, ne olduğumuzu öyle unutmuşuz ki AB üyeliğinin nimetlerini saymakla bitiremeyen sözde aydınlarımız, önceki üyelik müracaatları reddedilen Türkiye’yi “dans teklifi güzel bir kız tarafından reddedilince utanç verici bir şekilde kabalaşan, sert bir Akdeniz erkeği ”ne benzetiyor.
Atatürk’ün 6 Mart 1922 tarihli meclis konuşması içeride ve dışarıda, çatal dilinden zehir damlayan Türklük düşmanlarının suratında patlayan şamar niteliğinde:
“Mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine uygun yürütmek, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler ortaya çıkmıştır. Oysa hangi istiklal vardır ki; yabancıların nasihatleriyle, planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir.”
Atatürk’ün işaret ettiği “Çağdaş Medeniyetler” seviyesini AB üyeliği zanneden “Tatlı su entel”lerine ve teslimiyetçi, zavallı, kayıtsız şartsız AB üyeliğini destekleyen “zamane mandacı”larına ithaf olunur…….

Comments

Feel free to leave a comment...
and oh, if you want a pic to show with your comment, go get a gravatar!