SAAAAATTIM…
Mayıs 18, 2008 by admin
SAAAAATTIM…
Güzel bir 23 nisan günüydü. Günün önemi, İstanbul’un havasına da yansımış olsa gerek kısa kolluları giyip attık kendimizi dışarı. Yeşilköy’ün insana huzur veren o eşsiz güzelliğinde, benim için ayrı bir değeri olan büyüğüm araştırmacı-yazar Levon Panos Dabağyan’la buluştuk. Zaman öylesine akıp gitti ki, gönül gönüle sohbetimiz tam 4 saat sürdü.
“Ulusal Egemenlik” hakkında söyleştik. Levon bey bir ara “Cenab-ı Allah milletimizi daima güçlü kılsın. Zira bu sadece Türkiye için değil, dünya coğrafyasının menfaatinedir” dedi. Kendisine sonuna kadar katılıyorum. Çünkü Türkler güçlüyken Balkanlar, Ortadoğu, Anadolu ve Avrupa barış içinde, huzurluydu. Kalplerindeki tertemiz iman gereği Türkler, toprağın sahibi değil de toprağa ait olduklarını iyi bilirlerdi. İçte birlik vardı ve dışta da buna bağlı olarak Türklerin yönetimine saygı ve adaletlerine inanç vardı. Sırplar, Müslümanları topluca boğazlamıyordu. Filistin’de yaşayanların kahvaltılarına sofralarına bomba düşmüyordu. Güney Doğu Anadolu’da özerk bir yapıdan bahsedilmiyordu. Avrupa’da oluşan ihtilaflar için, krallar Türk sultanlarından yardım istiyordu. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk de buna vurgu yapmıştı. “Yurtta sulh, cihanda sulh.”
Derken, Levon beyin gözlerinde şimşekler çaktı! “Patrick Deveciyan’a Ermeni denilince, bana etnik kimliğimle hitap edemezsiniz, çünkü ben Fransızım” diye itiraz ediyor. “Ben Türküm” dediğimde ise bana “hayır, sen Ermenisin” diye ısrar ediyorlar. Fransa’daki Ermeni nasıl Fransız ise, ben de Türküm. Ben de bu topraklara aitim, Türkiye benim de yurdum diye isyan ediyordu. İngiltere ve Fransa’nın oyunları sayesinde kendi vatanımda azınlık durumuna düşürüldüm. Bunu yaşamak, kendi memleketimde yabancı muamelesi görmek beni kahrediyor.
Haksız değildi Levon bey. Çünkü ben de kendi vatanımda bir takım şeylerin kötüye gittiğini, en azından yanlış yola sapıldığını düşünüyorum. “eskici” yerini “eskidji”ye, şiş kebap yerini “shish kebab”a, “köfteci” yerini “köfteland”a bırakmış durumda. Delikanlılarımız “ohaaa” oluyor, genç kızlarımıza “kal” geliyor. İlköğretim yaşında çocuklar parmak şıklatıp, çevresinde dönüyor ve seni kurbağaya çevirdim diyor. Kendisini aydın sanan saçma sapan insanlar tv kanallarında “özür” yerine “ekskiyuz” diyor, sanki “özür” kelimesi sözlükten çıkarılmış gibi. Dilde birlikten nasipsiz ve basiretsizler, Türkçe’nin zenginliğini göz ardı edip, şu kelime Arapça, bu kelime Farsça diyerek dilimizi kısırlaştırmaktalar. Bir bölüm de cümlelerine yabancı dilden kelimeler ekleyerek kültürsüzlüğünü ortaya koymakta. Bir milletin en önemli özelliğinin dil birliği olduğunu unutmamak gerekir.
Dil birliğinin yanı sıra milletin en önemli varlığı “toprak”tır. Topraklarımızda 2004 yılından itibaren yabancılaşma süreci hızla ilerliyor. Alanya neredeyse AL(M)ANYA olmak üzere, Almanların gözde yerleşim alanı olmuş. Didim’de İngilizler köy kuracak seviyeye gelmişler.
Bir de bankaların içler acısı hali var.Demirbank HSBC’ye, Oyakbank Hollanda sermayeli ING Bank’a, Dışbank Hollanda-Belçika sermayeli Fortis’e, Kalkınma Bankasının bir bölümü İsrail’in Bank Hapoalim’e, Adabank Kuveyt’e, Denizbank Fransa-Belçika ortaklığı Dexia grubuna, Akbank’ın bir bölümü Citibank’a, Sitebank Yunan sermayeli Novabank’a, Tefkenbank’ın %70’i Yunan sermayeli Yunan ulusal bankası olan EFG Eurobank’a, Finansbank’ın bir bölümü de hissedarları arasında Türkiye düşmanlığını temel felsefe ve ideoloji edinmiş, Bizans İmparatorluğunu diriltmek için gizli faaliyet yürüten, ayrıca Pontusçuluk faaliyetleriyle dikkati çeken Yunan Ortodoks Kilisesi de bulunan Yunan Ulusal Bankası NBG’e satıldı. Yunanistan, Türkiye’de bu kadar rahat at koştururken, Ziraat Bankası Atina ve Gümülcine’de birer şube açmak için yaklaşık bir yıldır bürokrasiyi aşamadı bir türlü.
Maliye Bakanı Unakıtan, şubat 2007’de bankaların satışına yapılan eleştirilere ilişkin şunları söylemişti: “Yabancı sermaye gelip, bir şeyler satın almayıp ne yapacak. Bankayı sırtına alıp ben bunu Yunanistan’a götüreyim diyeni gördün mü?”
Elbette bankayı sırtına alıp götürmeyecekler ancak Yunan sermayesinin İstanbul’da mülk edinmeye ilişkin gizli emellerini gerçekleştirmek için şimdiden banka satın aldığı yolunda tartışmalara neden olduğu söyleniyor. Bankaların müşterilerine mülk veya arazi ipoteğiyle uzun vadeli kredi vermesi ve ödemelerdeki aksamalar neticesinde haciz yoluna gitmeleri konusundaki iddialar da çok manidar geliyor. Sanki bu yolla yabancılara toprak satışı mı aşılıyor ne?
Aklım bir an yüzyıl öncesine gitti. Cennet mekan gök sultan II.Abdülhamid Han’ın Filistin’den toprak satın almak için gelen heyete verdikleri cevap şöyleydi: “Ben bir karış dahi olsa toprak satmam. Zira bu vatan bana değil milletime emanettir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır. Benim Suriye ve Filistin alaylarımın efradı birer birer Plevne’de şehit düşmüşlerdi. Bir tanesi dahi geri dönmemek üzere hepsi muharebe meydanlarında kalmışlardır. Türk İmparatorluğu bana ait değildir, Türk milletinindir. Ben onun bir parçasını veremem. Bırakalım Museviler milyonlarını saklasınlar. Benim İmparatorluğum parçalandığı zaman onlar Filistin’i karşılıksız bile ele geçirebilirler. Fakat yalnız bizim cesetlerimiz taksim edilebilir. Ben canlı bir beden üzerinde ameliyat yapılmasına müsaade edemem.”
Her ne kadar günümüz icraatları tersine olsa da ceddimizin vatan kavramı Mithat Cemal Kuntay’ ın dizelerinde çok açık:
Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.




Comments
Feel free to leave a comment...
and oh, if you want a pic to show with your comment, go get a gravatar!